|
|
26/10/2009 - Nerdesin Ey Nebi…
Nerdesin Ey Nebi…
Ey sevgili efendim nerdesin söyle Yüreğim öyle yaralı ki seni andım Nerede kaldı bıraktığın o şefkatin Seninle anılan gül, bitmeyen sevgin
Yüreğimiz yanıyor, her an seni anıyor İçimiz kanıyor, her an rahmetini arıyor Ümmeti Muhammet kaynıyor, dağılıyor Senin aşkınla yanıyor hasretine kanıyor
Ne olur ey Nebi bir ses katresi dahi kâfi Senin ümmetin olmanın kadrini bilemedik Bıraktığın emanetlere hiç sahip çıkamadık Dağıldık, şevksiz bir denize daldık kaldık
Ey Muhammet mücteba benim efendimsin Son elçisin, rahmet peygamberisin şerefsin Her şeyimizsin, nihayetimizsin şefaatçimsin Sen bilirsin, haber vermiştin peygamberimsin
Öyle mahzunum ki bilsen, hezeyanım hadsiz Nefsim bir rezalet içinde, eğitimsiz ya rasulallah Kalmadı meclisler, şuralar, müctehidler, önderler Tuğyan hadsiz, Müslüman desteksiz yalnız ve sensiz
Seni görmekten, Seni duymaktan aciz… Neredesin ey Rasûl, neredesin Yâ Rasûlallah?
Bu dava mahzun, bu dava garip, bu dava öksüz büyüdü. Bir Veysel, Seni tâ Yemen’den görürdü. Görürdü de, Senin dişini kıran o taşa üzülürdü, Üzülürdü de, sıkıntıdan kendi dişleri dökülürdü. Yâ Rasûlallah, Sen buyurmuştun ya hani, Yemen tarafına bakarak “Bu taraftan iman kokusu geliyor” diye… Bu yüzden o iman kokulu yâre, o göz nuru hırkanı bırakmıştın. “Kimdir bu yâ Rasûlallah?” diyenlere ise, “O beni görür ben de onu görürüm O Veysel’dir.” buyurmuştun…
Sen kâinatın yaradılış sebebi… Sen Adem’in affedilme nedeni… Sen Rabbin biricik sevgilisi… Hal böyle iken yâ Rasûlallah, Sen açlıktan karnına taşlar bağlıyordun… Bizler, daha Senin gibi, bir gün olsun karnımıza taş bağlamadık… Bırak taş bağlamayı… Sıcak döşeklerimizi terk edip bir gece olsun, Gönülden teheccüde kalkamadık… Vazgeçtik nafilelerden… Umut kestik ya… Ümmetin içinde farzları ihmal edenleri görüyor musun yâ Rasûlallah? Görüyorsun da içinde kırıklıklar mı oluşuyor? Neredesin ey Rasûl, neredesin yâ Rasûlallah?
Çok uzaklara bakıyorum… Görebildiğimin Bir gece vakti, düştün yine hiç çıkmadığın aklıma. Neredesin ey Rasûl? gözlerim hep yollarda. Bir damla yaş akar şimdi gözlerimden yanağıma… Neredesin ey Rasûl, neredesin Yâ Rasûlallah?
Sen yoksun ya yıkılası dünyanın içinde, Ne saatlerin kıymeti var benim için, ne de günlerin… Neredesin ey Rasûl? Kalmadı bu davaya sancaktar, Bırakıp kaçıyor, Menfaatini bulamayan sahtekâr.
 Bizler çok değiştik, ya Rasûlallah Bizler kendimizi tanıyamaz hale geldik… Başımızı kaldırıp da Seni göremiyor, duyamıyoruz. Biliyorum Sen buradasın… “Gelin, ben buradayım” diyorsun… Bir yerlerden bana bakıyorsun… “Kimse kalmasa bile ben yeterim bu davaya!” diyorsun… Diyorsun, diyorsun da.. “Biz Ümmeti Muhammediz” diye övünenleren uzağına, Batan bir güneşin arkasında Seni arıyorum… Vefasızlar kervanından bıktım yâ Rasûlallah! “Beni arayan Kevser’e gelsin, Kevser’i isteyen kendine dikkat etsin…” buyurmuştun. Ya Rasûlallah… Hani Sen bir gün ashabınla dertleşiyordun… “Sizi kıyamette terler içerisinde görüyorum” demiştin… Onlar ki sahabeydiler… Sana kul köleydiler… Onları ter içinde gören gözlerin… Bizi hangi ateşin içinde görüyor yâ Rasûlallah… Görüyor da gözlerini görmemek için kapatıyor musun? Gel yâ Rasûlallah… Gel Efendim… Gel… Gel… Çok yalnız kaldık asırlardır… Hiçbir şey koymadılar vefasızlar Yiyip bitirdiler.
Anlatamadığım, Anlatmaya kelimeler bulamadım. Duygular var yüreğimde… Biliyorum bir Sen anlayabilirsin ancak bunu. Her gün aynı günahlara batıp gömülmekten bıktım yâ Rasûlallah! Yâ Rasûlallah, Sen bir gün Hazreti Ömer’e buyurmuştun ya, “Beni kendinden daha çok sevmedikçe İman etmiş olmasın…” Hal böyle iken yâ Rasûlallah Biz Senin aşkının yerine ne fâni aşklar koyduk, Kimlere Senin yerine “sevgili” dedik? Fâniler bu kadar çabuk mu alacaktı Senin yerini? Efendim… Yürekler unutuyor Seni… Fâni aşkların peşinden yürüyor ümmet… Halbuki yürüdüğü aşk değil, ateşten bir kafes! Gel yâ Rasûlallah… Gel Efendim… Gel… Gel Esselatü vesselamü aleyke ya RASULALLAH
Esselatü vesselamü aleyke ya HABİBALLAH
Esselatü vesselamü aleyke ya Seyyidel evveline vel'ahirin,Veselamün alel mürselin.
Rahman'ın günahkar,aciz,gafil,gözü yaşlı kulundan mektup.
Sana mektup yazmak ha!..Sana seslenebilmek, Sana hasret çekemeden, Sana layıkıyla ümmet olamadan Günahlarımla seni üzerek,Yaratılan her zerrenin senin aşkınla yandığını idrak edemeden,utanmadan sıkılmadan sana mektup yazmak ha!...
Affet YA RASULLALLAH (sav). Affet sultanım. Cüretimi bağışla.
Bir gün seni özlemiş,sana olan hasretiyle yanmış tutuşmuş bir güzel kul tanıdım,yemek ikram etmişlerdi ona.Rabbim'in nimetlerine hamdederek başladı.Yüzündeki o parlaklık ne güzeldi. Ama gözlerinin altındaki kızarıklık,alnındaki kıvrımlar, sakalındaki bembeyaz kıllar,şakaklarına yağan karlar bir şeyler haykırıyordu YA RASULLALLAH.
Ümmetinden bir kul,Rahmanın güzel bir kulu.Gülüyordu çehresi, Nur saçıyordu. Yemek yiyorduk hep beraber,çok lezzetliydi.Dudaklarında daima bir kıpırdanma vardı, yemek yerken zorlanıyor zor yutkunuyordu, dertli kul.Yüzüne her bakışımda gözlerinin daima artan ışıltısı dikkatimi çekti.Ve birden ak düşmüş sakallarına doğru iki damla gözyaşını yolculuğa çıkardı.Ağlıyordu ihtiyar amca, gözyaşlarını saklama ihtiyacı hissediyordu. Ama gözleri coşmuştu bir kere, yemeği bırakıp yanına oturdum. Amca dedim:
-Rahatsız mısınız ? Bir şeyiniz mi var ?
-Hayır evladım iyiyim sağol ! dedi.
-Peki amca, niye ağlıyorsun ? dedim.
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz!
:: Bağlantı
|
22/10/2009 - GÜZEL AHLAK
   İnsanoğlu, ancak güzel ahlaka sahip olmakla nefsani hastalıklardan korunup ma'rifettullah mertebesine ulaşabilir. Bir insanın, Halik ve mahlukat yanında: izzet, Şeref vekaarı, Haysiyet, l'timad ve l'tibarı ahlakıyla ölçülür. Müslümanlık güzel ahlak ile belli olur. Cenab-ı Hak: 1- "Emir olunduğu gibi dosdoğru ol" buyuruyor. Keza:
2- "Şüphe yok ki Rabbimiz Allah diyenler, sonra doğruluk üzere bulunanlar için korku yoktur. Mahzun da olmazlar. Bunlar cennetlikdirler. Yaptıkları nın karşılığı olarak orada ebedi kalırlar" Keza:
3- "Hayırlı işlere acele ediniz, iylik hususunda yarışınız!" Hadis-i Şeriflerde Peygamberimiz Sallallahu Teala aleyhi ve sellem buyuruyor: - "Güzel ahlak Allah Teala'nın Yüce ahlakıdır.
- "Güzel ahlak, cennet ehlinin amellerindendir.
- "Güzel ahlak dinin kabıdır. Bir kimsenin Dini, ahlakının güzelliği İle ölçülür."
- "Dinden sonra, aklın başı: kendisini, güzel ahlak ile halka sevdirmek, iyi ve kötü kimselere karşı bol hayır yapmaktır."
- "Güzel ahlakdan ayrılma! Çünkü Ahlak bakımından insanların en iyisi, din bakımından en güzelidir."
- "Müslümanlık güzel ahlaktır."
- "Allah Teala Hazretleri, bir kulunun hem dış görünüşünü, hem de içini ve ahlakını güzel yaratıp da, sonra onu ateşde yakmaz."
- "Siz insanların hepsine, malınızla iylik etmeye yetişemezsiniz.... Öyle ise güller yüzlülükle, güzel ahlak ile yetişiniz!" (Böylelikle bütün insanlara
iyilik yapmış olursunuz.) - "içinizde en sevdiklerim, kıyamet gününde bana en yakın olanınız, ahlakı en güzel olan mü'minlerdir. Ki bunlarla hoş geçilinir. Bunlar insanlarla ülfet ederler ve kendileriyle ülfet ederler ve kendileriyle ülfet olunur."
- "Allah Teala Hazretleri güzel ahlakı sever,kötü ahlakı sevmez."
- "Bir insan ibadeti az olduğu halde güzel ahlakı sayesinde, ahiret derecelerinin en büyüğüne ve konakların en şereflisine erişir.ibadeti çok olan bir kul da, kötü ahlakı yüzünden cehennemin en aşağı derecesine boylar."
- "Sirke balı bozduğu gibi, kötü ahlak da insanın iyi amellerini bozup fenalaşdırır.
- "Gerçek müslümanda": Allah'a karşı, günah yapmakta, kendini alıkoyacak bir korunma duygusu,Sefihe karşı gelebilecek bir yumuşaklık huyu,- insanlar arasında kendisini hoş yaşatacak güzel bir ahlak olmalıdır.Bunlardan birisi bile bulunmazsa, o kimsenin işlerinden hiç birine i'timad etmeyiniz..!" "Güzel ahlak, güneşin karı erittiği gibi günahları eritir."
- "Bir insan ahlakı kötü oldukça, Allah Teala'dan hep uzak kalır. "Diliyle eliyle insanları incitmeyen, Başkaları kendisinden emin olan, Bir mü'min ve müstüman; iman ve müslümanlığın en yüksek mertebesini bulmuştur:"
- "Bir kul,
- Ahlakını güzelleştirmedikçe,
- Öfkesini yenmedikçe,
- Kendisi için sevip istediğini, başkaları için istemedikçe, olgun bir mümin değildir"
20-"Bir kimse,
- Kalbi diliyle beraber,
- Dilide kalbiyle beraber olmadıkça
- Sözü, işine aykırı olmaktan kurtulmadıkça Komşuları şerrinden emin olmadıkça Gerçek mümin değildir."
- "Merhameti olmayan, merhamet görmez."
- "Büyüklerini saymayan, küçüklerine şefkat ve merhamet göstermeyen bizden değildir."
- "Yeryüzündekilere merhamet ediniz ki, gökdekilerde size merhamet etsinler."
- "Mü'min kişinin gönlüne sevinç havası esdirmek ve onun İhtiyacını karşılamak, bütün nafile ibadetten, benim için daha sevimlidir."
- "Ben ancak yüksek ahlakı tamamlamak için gönderildim. Peygamberlik vazifemin hedefi budur."
Ahlak hakkında Peygamberimiz Sallallahu Teala aleyhi ve sellemin binlerce hadis-i şerifi vardır. Yukarıki hadis-i şeriflerdende anlaşılır ki islam Dini, güzel ahlak ve fazilet dinidir. Güzel ahlak sahibi olmayanlar, ne kadar ilim, ibadet ve taatla meşgul olsalar yine olgun ve kamil müslüman sayılmazlar. 27- Bir gün peygamber sallallahu teala aleyhi vesellem Efendimizin yanında, her gün oruç tutan, bütün gece namaz kılan bir kadından bahsetmişler.. ve onu övmüşler, sonrada; -Yalnız huyu kötüdür. Diliyle komşularını incitir, rahatsız eder demişler. Bunun üzerine Resul-i Ekrem Sallallahu aleyhi ve sellem: - "O kadında hayır yoktur; Cehennemliktir." buyurmuşlar. Buda gösteriyorki: Müminin esas sıfatı güze! ahlakıdır. Vekar ve Hilm:
28- Peygamberimiz aleyhi'ssalatü ve'sselam ashabdan birine; şöyle buyurdu: - Sende Allah'ın sevdiği iki haslet vardır:
- Hilm: Yumuşak huyluluk.
- Vekar: Ağır başlılık.
29- "insanların ekserisini cennete koyan:
- Allah korkusu
- Güzel ahlakıdır.
Cehenneme koyan, dil ve fuhşiyattır." 30- Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah a yemin ederimki "Cennete ancak huyu güzel olanlar girerler"
- "Allah Teala, yumuşak, mülayim, tatlı ve güzel yüzlü insanları sever."
- Resul-i Ekrem Sallallahu aleyhi ve sellem sordu:
- Cehennemin kimlere haram olduğunu bilirmisiniz? Ashab-ı kiram: - Allah ve Resulü bilir, dediler... Bunun üzerine Resul-i Ekrem:
Herkes yumuşak davranan, cana yakın olan kimselerdir, buyurdu. 33- "Nefsin için sevdiğin (hayın), insanlar için de seversen, hakiki müslüman olursun!" Güzel ahlak, gerçek müslümanın huyudur. Bütün insanların, güzel ahlaklı olması nizam-ı alem için şarttır. Güzel ahlakıyla kafirler bile hürmet ederler. Hayvanlarda bile güzel huylar görülür
köpek'de on güzel ahlak olduğu beyan ediliyor. Üstadın buyurduğuna göre "Bu on haslet-i hamide'nin {güzel ahlakın) her mü'minde muhakkak bulunması layıktır ve gereklidir." 1-Sadakat:
Köpek sahibini terk etmez? Kovsa da bırakmaz, küsmez, hizmet eder. 2- Kanaat:
Ne verilirse razı olur. Sofraya sokulmaz, bulduğu ile iktifa eder. Yerine biri gelse onu oradan kovmaz. 3- Tevazu':
Yattığı ve gezdiği yer, alelade yerlerdir. Kendi için yüksek yer aramaz. Ne yediritirse yer. 4- Tevekkül:
Yarını düşünmez, yerini yermez, erzak biriktirmez. 5- Teslimiyyet:
Sahibini bırakmaz. Dövse de, ayağını kırsa da yine çağırınca gelir, (kuyruğunu sallayarak) tesli-miyyet gösterir, lylik edeni bilir ve unutmaz. 6- Zühd:
Kendisini umumi zuhurata bırakmıştır. Gelecek için bir düşüncesi ve hazırlığı ve esaslı bir bakımı yokdur. 7- Miskinlik:
Her yeri dolaşır. Bir şey verilirse alır, vermezlerse bakar geçer. Kendine dokunmazlarsa, bir şey yapmaz; yoluna gider 8- Uyanıklık:
Çok az uyur. Şehirlerin, köylerin sokaklarında gece bekçisidir.Hırsızları tanır, haber verir.Evleri, bağları, bahçeleri, sürüleri korur. 9- istiğna:
Çekingendir. Başkalarının nasibine tecavüz etmez. (Kedi gibi sofralara sokulmaz) kabları bulaştırmaz. 10-Edep:
Köpek, haddini bilir, insanlar arasında ve hayvan cinsleri içinde, İnsanlara en çok hizmet edenlerdendir. Emredilen işi tutar. Terbiyeyi kabul eder, terbiye edildiği zaman, tam bir liyakatla, çok büyük işler görür. Sürü, kızak, ev, harb, bekçilik, keşif ve yitik bulma... işlerinde hizmetleri çoktur. Bu on güzel ahlak köpeklerde bulunmaktadır.
Halbuki bunlar. Halis müminlerin ve sadık müridlerin sıfatlarındandır. Bir gün bir sohbette bu bahsi okuyunca, kardeşlerden biri, duygulanarak: - "Daha bir köpeğin sahib olduğu ahlakı elde edemedik..." diye ağladı ve sohbettekileride ağlattı. Yine hadis-i şeriflerden buyrulur:
- "Sizden biriniz kendisi için arzu ettiğini kardeşi içinde arzu etmedikçe, iman etmiş olamaz."
- "Kadın 4 şey için nikah edilir:
- Malı,
- Soyu,
- Güzelliği ve
- Dini.
Sen dindar (islam iman ve ahlakıyla mücehhezi kadını al; Mes'ud olursun!" 37-" Yedi sınıf insan vardır ki Allah Teala onları hiç bir gölgenin bulunmadığı günde, arşın gölgesinde gölgelendirir: -Adaletli devlet reisi,
- Allah'a ibadetle büyüyen genç.
- Kalbi mescidlere bağlı kimse
- Allah için sevişen; birleşenler vede bu sevgiyi devam ettirenler.
- Mevki sahibi olan güzel bir kadın tarafından arz-ı nefs için çağrıldığı zaman:
- Ben Allah'dan korkarım! diyerek reddeden adam Tenhalarda Allah'ı zikrederek, gözleri yaşla dolup taşan kimseler."
38- "iyiliklerin en mükemmeli, bir kimsenin baba dostlarını görüp gözetmesidir." 39- Allah Teala kudsi hadiste buyuruyor: "Benim rızam uğrunda sevişenler için, nebilerin, şehidlerin bile imrenecekleri derecede nurdan minberler vardır."
40- Allah Teala buyuruyor:
- "Allah'a ibadet edin!
- Ona hiçbirşeyi şerik koşmayın,
- Ana, babaya, akrabaya
- Yetimlere, Yoksullara,
- Yakın komşuya,, yabancı komşuya,
- Yanınızdaki arkadaşa,
- Yolcuya ve
- Malik bulunduğunuz kimselere iylik ediniz!"
- Resul-i Ekrem Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz üç şeye çok dikkat ederdi: - Başkaları ile çekişmezdi.
- Çok konuşmazdı
- Faydasız şeylerle uğraşmazdı.
Üç hususda kendini tutardı: - Kimseyi kınamaz, ayıplamazdı
- Kimsenin ayıp ve kusurlarını araştırmazdı
- Müstehak olan kimseye bile fena söz söylemezdi. Güzel nasihatlerde bulunurdu.
Hazret-i Hasan, babası Ali Kerremallahu vec-^eh'den, o da Resulullah sallallahu aleyhi ve sel-tem'den duyarak şu hadisi naklederler: "Muhakkak güzellerin en güzeli, güzel ahlakdır
Allahümme sallı ala Seyyidina ve Nebiyyina ve Mevlana Muhammedin ve alihi ve sahbihi ecmain.Vel-hamdü lillahi rabbi'l-alemin Mü'minler, iman, ilim,Amel-i salih ve Güzel ahlak sahibi olarak; kardeşlik için şu esaslara uymaları lazımdır: Cenab-ı Hak, Hucurat Suresinin onuncu ayetide mealen:
- Mü'minler mutlaka kardeştirler. Onun için (herhangi bir anlaşmazlıkta) kardeşlerinizin arasını düzeltiniz ve Allah'dan korkunuz ki rahmete layık olasınız! buyuruyor. Keza: Tevbe Suresinin 71. ayetinde Mealen :
- Erkek, kadın bütün mü'minler birbirlerinin dostlarıdırlar (birbirlerini görüp gözetirler). Enfal Suresinin birinci ayetinde mealen
- Allah'dan korkun ve birbirlerinizin arasını düzeltin! (Anlaşmazlıklardan sakının! Aranızdaki geçimsizlikleri izale edin!) Yine Enfal Suresinin 46, ayetinde mealen:
- Birbirinizle nizalaşmayın! sonra içinize korku düşerek devletiniz elden gider! Maide Suresinin ikinci ayetinde Mealen:
- iyilik ve takveda birbirinizle yardımlasın, fenalık ve düşmanlıkta yardımlaşmayın! Al-i Imran Suresinin yüzüçüncü ayetinde Mealen: Hepiniz birden Allah'ın ipine; islam Dinine sımsıkı sarılınız! ve fırkalaşmayınız: (Ayrılmayınız, Parçalanmayınız) buyuruyor.
Bu ilahi emirleri tutmak Müminler için lazımdar, vacipdir. Mü'minlerin ancak kalbleri ve gayeleri birleşdiğ zaman Allah'ın yardımına ve felaha erilir Cenabı Hak bir Hadisi Kudsi'de mealen: - Benim için sevişenlere, Benim için ziyaretleşenlere Benim için birbirlerine ikram edenlere, Benim için birbirlerine itimad edip dost olanlara, Benim de muhabbetim ve yardımım tahakkuk etmiştir buyuruyor.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şeriflerinde, Mealen:
- Gerçek müminlerin birbirlerine acımakta.Birbirini sevmekte, Birbirlerine şefkat göstermekte bi vücut gibi olduklarını görürsün! Bu vücudun bir uvzu muzdarip olduğu takdirde diğer kısımları da uykuyu kaybedip ateşler içinde onun ıztırabını duyarlar.
Keza:
Mü'minler tek şahıs gibidirler. Bir uvzu muzdarip olduğu vakit vücudun diğer kısımları da uykusunu kaybedip ateşler içinde onun ıztırabını duyarlar. - Sizden herhangi biriniz, şahsı içinde arzuladıklarını mü'min kardeşleri içinde arzulamadıkça iman etmiş olamaz. - Birbirinize haset etmeyin! Birbirinizi helaka sürüklemeyin! Birbirinize buğz etmeyin! ve kardeşçe Allah'a kul olun!
- Mü'min ülfet eder ve ülfet olunur. Ülfet etmeyende ve ülfet olunmayanda hayr yoktur. Diğer tabirle: * - Mü'min sever ve sevilir. Sevmeyen ve sevilmeyende hayır yoktur.
- Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki: iman etmedikçe cennete giremezsiniz! Birbirlerinizi sevmedikçe mü'min olamazsınız! Size yaptığınız takdirde birbirinizle sevişeceğiniz bir şey söyleyim mi? -.Aranızda selamı yayınız! (Birbirinizle daima selamlasınız!) Resul-i Ekrem Sallallahu teala aleyhi vessellem Medine-i Münevvere'deki ilk hutbesinde: - Yarım hurma ile de olsa birbirlerinize yardım ediniz! Onu da bulamazsanız gönüle sürürü veren doğru ve güzel bir söz veya tebessümle birbirinizi sevindiriniz! buyurmuştur. Hadis-i Şerifte Mealen:
- Mü'minlerin en mükemmeli ahlakı güzel olandır. Keza: - Allah'ın kuvveti, yardımı, Cemaatlaşanlarladır! Duyuruluyor. Rabbimizin emirlerini tutmak Peygamberimizin sünnetlerine uymak Hakiki Mü'minlik icabıdır.
Felahımız bundadır. Biz de Allah'dan bunu istiyoruz! Hamd ve sena alemlerin Rabbine Salat ve selam Hak Elçisi Hazret-i Muhammed Mustafa'ya ve Onun yolunda olanlara!   
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz!
:: Bağlantı
|
20/10/2009 - SANA GELİYORUM SANA

SANA GELİYORUM SANA Görmeden, doğduğum gecenin seherini Ellerim değmeden anama, Ve günah izi yokken dudaklarımda, Bebeklere has bir dille ağlayarak, SANA geliyorum SANA Çırılçıplak
Köklerim sığmadı zamana; Silktim ham meyvelerimi utandım da, Bir garip ağaç oldum aşk ükesinde, Kutsal duygularınla donandım yaprak yaprak SANA geliyorum SANA Dal-budak
Ne bir dürüm ekmek var heybemde Ne içecek suyum kana kana... Bir tutam umutla düştüm yollara, Bazan yürüyerek, bazan koşarak SANA geliyorum SANA Yalınayak
Yollar uzadıkça yük ağırlaştı, Ateş düştü gönlümdeki harmana Bıraktım ağrıyı, sızıyı bir yana; Hasretinden ipil ipil yanarak, SANA geliyorum SANA Bir avuç toprak
Seyrettim uzaktan benliğimi ki, Et, kemik, kan değilmiş manâ Habibin hakkına, İsmin hakkına Af dilemek icin ağlayarak, SANA geliyorun SANA Ya HAKK..

|
Yorum (yok) :: Yorum yaz!
:: Bağlantı
|
19/10/2009 - Bir teşekkür !!!
 Küçük bir davranış, bir inceliktir teşekkür etmek. Öylesine zahmetsiz ve kolay. İki kelime eni konu. Söylemesi öyle kolay; neticesi öylesine büyüktür ki…Bize bir bardak su verene… Bize sıcacık yemekler hazırlayana… Bize bir harf öğretene… Bize bir yer ararken yol gösterene… teşekkür etmeliyiz. Bir teşekkür gözde çiçek açtırır. Bir teşekkür, alır gider bütün yorgunluğu. Bir teşekkür, uçurur kalbi. Bir teşekkür insanı insana dost eder.Ne ince bir nokta. Teşekkür etmeliyiz kuşa, çiçeğe, havaya, denize, kaleme, meyveye, çöpçüye, bakkala, şoföre… Teşekkür etmeliyiz ki kalbimiz Allah’a şükretmeye açık olsun. “Halka teşekkür etmeyen Allah’a da şükretmez.” buyurmuş incelikler efendisi Peygamberi Efendimiz (sav) 
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz!
:: Bağlantı
|
18/10/2009 - Hakiki dost şifadır
Hastalıkların tedavisi sadece bir takım iğne ve haplardan ibaret değildir. Allah (c.c) Kur’ân-ı Kerîm’de, Kur’ân ve balın şifa olduğunu beyan ediyor. Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v) fakirleri doyurmanın, yetimi sevindirmenin, sadaka vermenin, tebessümün... de birçok hastalıklar için şifa olduğunu haber veriyor. Hz. Dâvud Aleyhisselâm’ın hikmetli bir sözü vardır. Der ki: “Dostlardan ayrı kalmak kişiyi hasta eder.” Demek ki, hakiki dost da birçok hastalıklar için şifa oluyor. Hakiki dostluk Allah (c.c) için olanıdır. Bundan dolayı hakiki dostlar demişler ki: Fâni dünyanın padişahı değiliz. Gönül hırkalarını yamar giyeriz. Dostlarla ağlar dostlarla güleriz... Dostlarla gülüp dostlarla ağlayabilmek; böyleleriyle dostluk bağları oluşturabilmek mesele budur. Böyle dostların yokluğudur insanları hasta eden. Şair Bâki’ye arkadaşları kaç çeşit dost var diye sorarlar. Bâki, üç çeşit dost olduğunu söyler ve şöyle sıralar: “Bir dost vardır gıda gibidir, onu her gün ararsın Bir dost vardır ilâç gibidir, icâb ettiğinde ararsın. Bir dost vardır ki hastalık gibidir, o seni arar.” Hadi, kendinizi tahlil edin bakalım, sizin dostluğunuz ve dostlarınız hangi gruba giriyor? Dostlarınız ne kadar çok olursa olsun katiyyen bezginlik göstermeyin. Dostları çoğumsamayacağız, bin dostumuz da olsa. Düşmanlarımızı da bir tane bile olsa azımsamayacağız. Dinimizin düşmanı câmi bile yapsa onu “Mescid-i Dırar” bileceğiz. Dostlarını asla üzmeyeceksin; nasıl olsa onlar sadık diyerek ihmâl de etmeyeceksin. Senin dostluğun eline geçen makam, mevki, şan ve şöhretle birlikte netleşir. Eba Müslim Horasanî’nin enfes bir tespbiti vardır. Levha yapıp duvarlara asılması her gün de okunması gereken bir tespit. O diyor ki: “Onlar, zararlarından emin oldukları için dostlarını uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşman dost olmadı. Ama uzaklaştırdıkları dost düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince yıkılmaları mukadder oldu.” Bu meyanda Hz. Ali (RA)’nin bir sözü burada yerini almalı. Diyor ki: “Dostların kâlbini kırmakla düşmanların arzularına hizmet etmiş olursun...” Dostunu-düşmanını tanıyamamak denilen şey de bu olsa gerek. İmam-ı Şâfii rahmetullahi aleyh hazretleri de dostluk hakkında hep kulaklarımızda küpe gibi kalması gereken şu tespitinde der ki: “Zor günde faydası olmayan arkadaş, Düşmanına yakındır kıyaslanırsa, Hangi asırda yaşarsa yaşasınlar, Gerçek dostlar ve kardeşler, Ortaya çıkar o kederli ânlarda...” Batı ve Batılı kafa yapısına sahip kimselerden gerçek dost olmaz. çünkü Batılı insanın kafası bakkal terazisi gibidir. Hep maddî düşünür. Ne kadar menfaat koyarsan o kadar dostluk alırsın. Onların dostluğu, arkadaşlığı, akrabalığı, komşuluğu hep menfaate dayanır. Batılı’nın aklı kendi eliyle yapıp istasyonlara koyduğu gazoz makinesi gibidir. Bu makineye para atmazsan nasıl gazoz çıkmazsa, Batılılara da menfaat vermezsen dostluk alamazsın. Sadece menfaate dayanan Batı dostluğuna kanmak şuursuzluğun neticesidir. Dostlarımıza bakalım; hakiki mi sahte mi? Denemeden de anlayamayız. Muhtaç olduğumuz anlar denemek için bir fırsattır. Şair ümit Yaşar Oğuzcan’ın dost denemesini “Dost Bildiklerim” başlıklı şiirinden buyrun birlikte okuyalım: 
Sanırdım gündüzdü onlarla gecem, İçimde ümitti dost bildiklerim. Ne zaman yıkılıp yere düştüysem, Bırakıp da gitti dost bildiklerim. Hepsi varken baharımda, yazımda; Kışın bir burukluk kaldı ağzımda, Seneler senesi oysa gözümde, Cihana eşitti dost bildiklerim. Nerede o sözlere kandığım günler? Her gülen yüzü dost sandığım günler? Acıdan kahrolup yandığım günler, Ta canıma yetti dost bildiklerim. Meydana çıkalı asıl çehreler, Aydınlanmaz oldu artık geceler, Yalanlar tükendi, indi maskeler, Birer birer bitti dost bildiklerim. Korkar oldum bana “dostum” diyenden, Yoksa yok olandan, varsa yiyenden, Ne onlardan eser kaldı ne benden, Beni benden etti dost bildiklerim. Hakiki dost şifadır; onlardan ayrı kalmak ise hastalıktır. Allah (c.c) hayırsız “dost”lardan korusun ve kurtarsın...
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz!
:: Bağlantı
|
19/9/2009 - bayramimiz kutlu olsun

karıncaya sormuşlar nereye diye?dostuma demiş zor varırsın demişler olsun varamasamda yolunda ölürüm demiş yolunda ölünecek dosların bayramı kutlu olsun



Bayramlar Bayram Ola 
Ana, bu bayram mı? Aman çok ayıp Çocukken gördüğüm bayramlar hani? Mübarek elleri öpüp, koklayıp Yüzüme sürdüğüm bayramlar hani?
Hani ya o özlem, hani ya o tad? Ne dışım kaygusuz, ne içim rahat Haftalar öncesi her gün, her saat Babamdan sorduğum bayramlar hani?
Nur yağan geceler, gündüzler nerde? Neşe paylaştığım öksüzler nerde? Dost yollar, dost evler, dost yüzler nerde? Huzura erdiğim bayramlar hani?
Kar çiçeğim solmuş kar yatağında Can verir ırmağın dar yatağında Arife gecesi yer yatağında Üstüme serdiğim bayramlar hani?
Bayram demek takvimdeki yazı mı? Bayram hasret, bayram ağrı, sızı mı? Açıp yüreğimi, yumup gözümü Özüne girdiğim bayramlar hani?
Bayram af günüdür, barış günüdür Bayramlar rahmete giriş günüdür Bayram, Hak menzile varış günüdür Gönlümü verdiğim bayramlar hani?
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz!
:: Bağlantı
|
15/9/2009 - kadir gecemız mubarek olsun

Ümit ederiz ki bu mübarek gece, zor günler geçirdiğimiz; fakat gelecek adına umutla dolu olduğumuz şu dönemlerde yeniden bir uyanışa vesile olur. kandiliniz mübarek olsun..
 Yağmur yüklü bulutlar gibi gelen, eteğindeki hayır cevherlerini başımıza boşaltan ve bizlere mutluluk veren kandilin,büyüsüne kapılmanız dileğiyle. Nice kandiller

Allah’ın nimet, rahmet ve mağfiretinin müminlere bol bol ihsan edildiği gece manasına gelen Regaib Kandili’nde, bir yıllık yaşantımızı, ibadetlerimizi ve iyiliklerimizi iyi düşünecek ve ona göre hayatımıza çekidüzen vererek samimi bir teslimiyetle nefis muhasebesine gireceğiz. Bu gece hayırlı bir gece, yüreklerimiz ibadetle çarpsın, gönüllerimiz bir olsun.. Kandiliniz mübarek olsun!

Haykırsam derinlere...
Bu ben değil miyim bilemem ki. Gafletin kollarında. Vazgeçtim seni hep ötelerde aramaktan Seni yüzyıllar öncesine hapsetmekten vazgeçtim Mesafelerden usandım ya Resülallah Sana sesleniyorum Âlemlere rahmetsin Seslenince yanımdasın Buradasın Günahkârım Ama sen günahkârların umudusun Temizle beni ya Resülallah! Temizle beni ya Resülallah!..

GÜLÜMSE... Fakat cenneti kazanmışçasına değil, doğduğun güzel fıtrat için... GÜLÜMSE.... O'nun ümmetlerinden biri olarak yaşadığın için... GÜLÜMSE... Duyduğun ezan sesi, kıblen KABE olduğu için.. GÜLÜMSE... Öldüğünde Azrail'le buluşup, RABB'ine kavuşacağın an için...
|
Yorum (1) :: Yorum yaz!
:: Bağlantı
|
29/8/2009 - MUTLULUGU UZAKTA ARAMAMAK
 MeLekLer MutLuLuğu SakLaMaya Karar VerMişLer..
Birgün melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler... Saklayalım, zor bulsunlar... Zor buldukları için belki kıymetini bilirler diyerek başlamışlar tartışmaya... Sorun büyükmüş... Mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü... Kimisi: '' Everest'in tepesine saklayalım'' demiş, kimisi: '' Atlas Okyanusu'nun dibine'' demiş. Tac Mahal'in kubbesi, Mekke sokakları, İtalyan sofrası... Bir hastanenin yenidoğan odası, dondurma külahı, şarap şişesi.. Sigara paketi, lale bahçesi... Pek çok yer düşünmüşler ama hiçbiri yeterince zor gelmemiş... Derken meleklerden biri:
'' İÇLERİNE SAKLAYALIM '' demiş... '' Kimsenin aklına gelmez içine bakmak!!!'' İşte o gün bugündür mutluluk insanın kendi içinde saklıymış... Hiçbir mutluluk kolay gelmiyor.Kolay kolay gülmüyor insanın yüzü... Emekte ve insanın içinde saklı mutluluk... Ne başkasının ekmeğinde, ne başkasının evinde, ne de başka bir şeyde... Bu yüzden gözünüz hep içeride olsun... Siz dışını boşverin, içine bakın...,
|
Yorum (1) :: Yorum yaz!
:: Bağlantı
|
22/8/2009 - HOŞ SEDA

Hiç kimseyi kırma ki, adın anılsın İçin kan ağlasa da, gözlerin gülsün
Kusurun üstünü ört, senle gömülsün Akıbetin, semaya bir gün vedadır Baki olan kubbede hoş bir sedadır Buz etme kimselere, hoşgörü göster Gönül tatlı bir sohbet, güler yüz ister Yüz çevirme kimseye, muhtaca ses ver Akıbetin, semaya bir gün vedadır Baki olan kubbede hoş bir sedadır
Kalbini mühürleme, vicdanını aç Sevgini ifade et, en güzel ilaç İnsanlık anlayışa, sevgiye muhtaç Akıbetin, semaya bir gün vedadır Baki olan kubbede hoş bir sedadır Sonsuz olan var mıdır, gök kubbeye bak Yaptığın iyiliktir baki kalacak Akıbetin, semaya bir gün vedadır Baki olan kubbede hoş bir sedadır. Dostunu, akrabanı unutma sakın Merhamet et, mazluma şefkatle bakın Gurura yakalanma, akıbet yakın Akıbetin, semaya bir gün vedadır Baki olan kubbede hoş bir sedadır
Esirgeme selamı Allah kulundan Ayrılma iyilikten, sevgi yolundan Düşkünlere el uzat, çek, tut kolundan Akıbetin, semaya bir gün vedadır Baki olan kubbede hoş bir sedadır Dünyada anılacak bir isim bırak
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz!
:: Bağlantı
|
19/7/2009 - Bırakma Ellerimi Allah'ım...!!!
 
Ben kalbimi dünyanın dert duvarları arasında ezdirdim Çok özledim sonsuz genişliğini secdelerin Ben ruhumu zehir parmaklıklar ardında tutuklu bıraktım Öyle çok susadım ki ilk tekbirin;dudağımdan içtiğim serinliğe Ben bencilliğin dehlizlerinde ümitsizce dolandım…dolandım…dolandım… Öyle çok hasretim ki bir rukün kavsindeBelimi kıran ayrılıkları göğe savurmaya
Ben ellerine cilveli kelepçeleri vurulmuş bir zavallıyım Çok isterdim bir kıyamın kıyametinde
İçimdeki bütün kuşları dağlara uçurmayı
Ayaklarımı dar zamanların prangalarına kaptırdım ben Öyle hasretim ki yalnız ve yalnız sana kul olmayı Cümle dilenciliklerden kurtulmayı Öyle hasretim ki göğsümde sakladığım kanadı kırık serçeleri
Rahmetinin yuvasına uçurmaya Öyle çok hasretim ki yalnız ve yalnız sana muhtaç olmaya İçimde saklı sancılı incileri rahmetinin kıyılarına savurmaya ahdettim Mülteci ellerimin ayazında ölmüş kelebekleri Kudsi levhanın dokunuşuna emanet etmeye geldim
Ben gururun mahkumuyum… Ben gerçeğin kaçkınıyım… Ben günahın tutsağıyım…
Ben isyan çöllerinin çorağına sürgün bir yetimim Sevindir beni,sevdir,sevindir,sev,sevdiğini bildir… Hüzünlerimi bir secdenin billur sularında erit ne olur Ne olur korkularımı rahmetinin kucağında teskin eyle Sen Ben sahte uzaklıkların sürgünüyüm… Ben içine kalbimi sığdıramadığım dar vakitlerin küskünüyüm… Öyle özledim ki seccademin alnımdan öpüşlerini…öyle özledim… İşte huzuruna geldim … Şöyle başımı sokacak bir umudum olsun istedim İstedim ki yüzünden menekşeler toplayacağım sonsuz ovalarım olsun İstedim ki koşup koşabildiğim kadar İçimde sakladığım bütün uçurtmaları rüzgarlara verebileyim Ben sonsuz derinlikte uykuların yitiğiyim Ben unutuş uçurumların dibinde unutulmuş bir cesedim Ben benlik ve bencillik yabancılıklarında
Evine yol bulamayan bir yitirmişim Çok özledim En Sevgilinin en çok sevdiği yerde durmayı Öyle hasretim ki öyle muhtaçım ki
En Sevgilinin en çok sevildiği halde olmaya Geldim…Huzuruna vardım…Geçtim kendimden…Kendime geçtim Deldim benlik dağını Yolda kaldı ferhat Şirinin ben oldum Yandı her yanım…İbrahimin oldum…Gül oldum… Çöle verdim leylayı;aklı mecnuna sattım
Mecnun oldum yakınlığına geldim Tüm uzaklıkları uzaklara savurdum keremini gördüm Vazgeçtim aslıdan,gölgeden çıktım,aslına geldim…vaslına geldim… Yandım KUL oldum…Yandım KÜL oldum…Yandım GÜL oldum… Durdum namaza;Miracına geldim,niyazına durdum Nazla beni ne olur… En Sevgilinin durduğu eşikte durdum Miracına geldim…Miracına geldim Nazarında tut ne olur Bakışınla sar beni,el üstünde tut,bırakma ellerimi…Bırakma...!!

KAÇ ÇEŞİT TÖVBE VARDIR?? Halk arasında bilinip, yapılan tövbeler üç çeşittir. 1-Kendi kendimize tövbe. 2-Camilerde veya dini toplantılarda bir hocanın beraberce tekrarlatarak yaptırdığı tövbe. 3-Bir mürşidi kâmilin elini tutarak yapılan tövbe. 1 ve 2. Çeşit tövbeleri bazılarımız çok defalar yapmışızdır. Netice olarak kendimizde bir değişiklik olmadığı için yeniden tövbeye ihtiyaç duymaktayız. 3.çeşit tövbede, şeriat ve peygamberimizin(s.a.v.) sünnetini takip ve tatbik eden bir din aliminin (mürşid-i kâmil) yanına giderek, ziyaret ederiz ve tövbe etmek istediğimizi bildiririz. İnsanı Allah’dan(c.c.) uzaklaştıran ve günaha sürükleyen düşmanları vardır. Bu düşmanlar 3 çeşittir. Birinci düşmanı insanın kendi nefsidir. Nefis, büyüyüp baş olmak ister. İstediği şeyi elde ettiği zaman da daha yüksek ve son makam olarak bildiği İlahlık davasına kalkışır. (Fravun gibi.) İkinci düşmanımız şeytandır. Üçüncü düşmanımız kötü arkadaştır. Peygamberimiz (s.a.v.): “Bir kimse, arkadaşlık ettiği kimsenin huyunu farkında olmaksızın alır, onun gibi olur.” Zamanımızda bu üç düşmanımızın da silah ve hileleri çok gelişmiştir, bundan dolayı kendi kuvvet gayretimizle bu düşmanlarımızı yenemiyoruz. Bize büyük bir yardımcı lazım. O kuvettli yardımcının sayesinde bu düşmanlardan kurtulabiliriz. Allah’ü Teâlâ bizim bu durumumuzu bildiği için Peygamberimiz(s.a.v.)’in vefatından itibaren kıyamete kadar Müslümanlara yardım edecek “Allah(c.c.) Erleri” gönderir. Allah’ın(c.c.) yolundan bizi alıkoyan düşmanlara karşı biz de Allah(c.c.) Erlerinden yardım isteriz. Zaten onların da istek ve vazifeleri budur, Müslümanları bu düşmanlardan korumaktır. Allah’ü Teâlâ onları bu vazifeleri yapabilecek şekilde donatmıştır. (Allah'ın(c.c.) Erlerinden Rabbim Razı Olsun)


|
Yorum (2) :: Yorum yaz!
:: Bağlantı
|
|
|
|
|
|